Güçlü ve kitlesel bir 1 Mayıs için!..

1 Mayıs’a güçlü ve kitlesel bir çıkışın yolu planlı, örgütlü, inisiyatifli ve etkin bir ön hazırlık çalışmasından geçmektedir. 1 Mayıs hazırlıklarını hedef fabrikalar, sektörler ve sanayi havzalarında yoğunlaştırmalı, en geniş işçi ve emekçi bölüklerinin temel ve güncel talepleri ile alanlara çıkmalarını sağlamalıyız.

31 Mart yerel seçimleri geride kaldı ancak tartışmaları toplumun gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Özellikle dinci-faşist iktidarın ne yapıp edip İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni elde tutma çabası, yerel seçimlerin gündemden düşmesini geciktiriyor.

Aradan on gün geçmesine rağmen hâlâ bazı sandıkların tümünün, bazı sandıklarda ise geçersiz oyların sayılmaya devam edilmesi, İstanbul’un pek çok yerine AKP adına “zafer” pankartları asılması, son olarak Erdoğan’ın “14 bin oyla kazandım demeye kimsenin hakkı yok” açıklaması, dinci-faşist iktidarın İstanbul üzerine oyun oynadığını gösteriyor. Bu oyunun neticesine ilişkin bir şey söylemek zor ama zaten şaibelerle dolu seçim süreçlerine toplumun güvenini hepten kaybedeceği açık. Ayrıca seçim sonrası yapılan hile-hurdayla elde edilecek bir sonuç toplumun farklı kesim ve katmanlarındaki gerilim ve huzursuzluğu derinleştirecektir.

Faşist-gerici iktidarın önden başvurduğu tüm hile, baskı, tehdit ve hukuk-kural tanımaz tutumuna rağmen ortaya çıkan mevcut seçim sonuçlarını bile kabul etmemesi düzen siyasetinde yeni bir krizi tetikleme potansiyeli taşımaktadır. Bugüne kadar seçimleri kendi toplumsal meşruiyetlerinin temeli ve “demokrasi”nin göstergesi sayanlar, böylece “millet iradesi”ni kutsayanlar, seçim sonuçlarını tanımayarak toplumda yeni bir gerilimin fitilini ateşlemekten çekinmiyorlar. Böylece düzenin orta ve uzun vadeli çıkarlarını tahrip ederek, kendi dar çıkar ve hesapları için kitlelerin sandıklara duydukları “güveni” yerle bir etmekte sorun görmüyorlar.

Düzenin seçim oyununun geride kalmasıyla birlikte sermaye cephesi krizin faturasının bir an önce işçi ve emekçilere kesilmesi için seferber olmuş durumda. Hem uluslararası sermaye hem de başta TÜSİAD kodamanları olmak üzere tüm sermaye sınıfı sabırsızlıkla “yapısal reformlar”ın hayata geçirilmesini beklemektedir. Dinci-faşist iktidar tarafından seçimlerin ardına ertelenen yeni yıkım programının hayata geçirilmesiyle dikkatler yeniden işçi ve emekçilere dönük saldırılara çevrilecektir.

Şimdi önümüzde işçi sınıfı ve emekçilerin gerçek gündemlerine, gerçek sorun alanlarına ve mücadele potansiyellerine sahne olacak olan 1 Mayıs süreci duruyor. 2019 1 Mayıs’ını kapitalist krizin derinleştiği, sonuçlarının işçi sınıfı ve emekçilerin yaşamına karabasan gibi çöktüğü bir dönemde karşılıyoruz. İşten atma saldırıları ve tırmanan işsizlik, büyüyen gelecek kaygısı, her geçen gün pahalılaşan hayat koşulları, ücretlerin erimesi, çalışma koşullarının ağırlaşması, bugün sınıfın temel sorun alanları olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla 2019 1 Mayıs’ına bu önemli gündemler damga vuracaktır.

1 Mayıs sürecinin diğer önemli gündemleri ise yoğunlaşan faşist baskı, gericilik ve kirli savaş politikaları olacaktır. Toplumun ilerici ve sol kesimleri bu saldırılar karşısında 1 Mayıs alanlarında yerlerini alırken, işçi sınıfı ve emekçiler grev yasakları, örgütlenmenin önündeki engeller vb. sorunlar üzerinden tepkilerini ortaya koyacaklardır. Suriye ve Kürt halkına yönelik savaş çığırtkanlığı da öne çıkan bir başka gündemi olacaktır.

1 Mayıs’a üç hafta gibi kısa bir zaman dilimi kalmışken, tüm dikkatler bu alana verilmelidir. İşçilerin ve emekçilerin kitlesel biçimde alanlarda yerini alması, taleplerini dillendirmesi için bugünden seferber olunmalıdır. Yukarıda genel çerçevesiyle tanımlanan sorun alanları, işçilerin, emekçilerin, gençlerin ve ezilen Kürt halkının 1 Mayıs alanlarında kitlesel biçimde yerini alması için önemli potansiyellerin birikmekte olduğunu göstermektedir.

Elbette bu potansiyellerin alanlara taşınması, güçlü ve çok yönlü bir örgütlü hazırlığa bağlıdır ve bu sorumluluk hiçbir biçimde sendika bürokratlarına bırakılamaz.

DİSK Başkanlar Kurulu toplantısının ardından yapılan açıklama ile “1 Mayıs’tan 15-16 Haziran’a olan sürecin seferberlik olarak örgütlenmesi vurgulansa da, Türk-İş kıdem tazminatının gasp edilmesi hazırlıklarına karşı “kıdem tazminatına dokundurmayacağız” mesajıyla “kırmızı çizgisi”ni ilan etse de, bu yönlü açıklamalarının 1 Mayıs’a güçlü ve kitlesel bir hazırlık anlamına gelmediğini geçmiş 1 Mayıs pratiklerinden biliyoruz. Dolayısıyla, sınıf ve emekçi kitlelerin çok yönlü bir saldırı altında olduğu bugünkü koşullarda, seçim gündeminin yarattığı karmaşadan hızla sıyrılmak ve 1 Mayıs gündemine yoğunlaşmak, tüm ilerici ve sol güçlerin öncelikli görevlerinden biridir.

Kuşkusuz sınıf ve emekçi hareketinin mevcut tablosu güçlü bir ön hazırlık bakımından ciddi güçlükler barındırmaktadır. Ayrıca burjuva düzen muhalefetinin seçim sonrasının “bahar” olacağına dair yarattığı iyimser beklenti ve yanılsama, işçi ve emekçilerin gerçek baharını örgütlemek bakımından ek güçlükler ortaya çıkarmaktadır. Ancak seçim sonuçlarının toplumda yarattığı kısmi politik ve moral canlanma, sermaye sınıfının sabırsızlıkla hazırlandığı yeni saldırı dalgasına karşı 1 Mayıs’ta işçi ve emekçi barikatının örgütlenmesi için önemli bir imkandır.

 “Toplumsal mutabakat” ve uzlaşma çağrılarının değil, birlik, mücadele ve dayanışma çağrısının damgasını vuracağı güçlü ve kitlesel bir 1 Mayıs’ın örgütlenmesi en öncelikli çaba olmalıdır.

1 Mayıs’a güçlü ve kitlesel bir çıkışın yolu planlı, örgütlü, inisiyatifli ve etkin bir ön hazırlık çalışmasından geçmektedir. 1 Mayıs hazırlıklarını hedef fabrikalar, sektörler ve sanayi havzalarında yoğunlaştırmalı, en geniş işçi ve emekçi bölüklerinin temel ve güncel talepleri ile alanlara çıkmalarını sağlamalıyız.

1 Mayıs’ta “Krize, sömürüye, baskıya karşı 1 Mayıs’ta alanlara!”, “Sınıfa karşı sınıf! 1 Mayıs’ta alanlara!”, “Krizin faturasını kapitalistler ödesin! 1 Mayıs’ta alanlara!” şiarları başta olmak üzere, “Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!”, “İşten atmalar yasaklansın!”, “7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!”, “Herkese parasız sağlık ve eğitim hakkı!”, “Sınırsız söz, gösteri, basın, toplanma ve örgütlenme hakkı!” vb. güncel taleplerle alanlara çıkmalı, sermayenin sömürü, baskı, gericilik ve savaş politikalarına “dur” demeliyiz.